6 Ekim 2014 Pazartesi

Michelangelo Antonioni ve Il Grido (1957)


İtalyan klasiklerinde yaptığımız gezintide gelelim Antonioni'ye, kendisini kısaca hüznün, melankolinin yönetmeni olarak tasvir etmek mümkün. Antonioni deyince ilk akla "L'avventura" (1960) gelir, ancak benim için "en" filmi "La Notte" (1961)'dir, seyredeli herhalde bir 20 sene oldu, ama çok etkilendiğimi hatırlıyorum. İzlemiş olduğum diğer filmleri kronolojik sırayla "Cronaca di un amore" (1950), "L'eclisse" (1962), "Blowup" (1966) ve Jack Nicholson'lı "Professione: reporter" (1975). Sevgili imdb'ye danışınca, bir de "Il Grido"'yu izle dedi.
İtalya'da taşrada uzun bir beraberlik sonrası terk edilen bir adamın "kayboluş" hikayesinin anlatıldığı dramada görsellik, yönetsel başarı ve Antonioni "hüznü" bir araya gelince büyük bir başyapıt çıkabilirdi, ancak başroldeki Amerikalı aktör Steve Cochran gözleriyle içinde kopan fırtınayı anlatmakta oldukça yetersiz kalıp sürekli sigara tüttürmekle yetinince sıkıntılar başlıyor, illa Amerikalı olacaksa (filmdeki karakter İtalyan bir köylü!) bir Burt Lancaster olsaydı, film bambaşka bir yerlere götürebilirdi insanı. Buna bir de diyaloglardaki ve detaylardaki özensizlikler, mantık hataları eklenince bir şeyler sürekli eksik kalıyor. Olsun, kalan yine de çok değerli.

5 Ekim 2014 Pazar

Vittorio De Sica ve Il giardino dei Finzi Contini (1970)


De Sica, 2. Dünya savaşı arifesinde döneme farklı ve mecazi bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Finzi Contini ailesi son derece varlıklı bir Yahudi aile ve muhteşem bahçelerinde gençler bir araya gelerek tenis oynuyor partiler veriyorlar. Ailenin güzel kızına aşık olan orta halli bir aileden Yahudi bir genç var, ama aşkına karşılık alamıyor. Bu basit malzemeyi, İtalya'nın faşist baskı altındaki dönüşümünü tasvir etmekte ustalıkla kullanıyor De Sica. Ustalıkla diyorum, ancak özellikle filmin ilk çeyreğindeki yönetsel karmaşa, amatör çekim hissi veren sallamalar (yoksa dogma akımına ilham mı veriyordu?) video-kamera hissi veren yakınlaştırma-uzaklaştırmalar oldukça dikkat dağıtıyordu. Yine de filmin değerinden eksilten ögeler değil bunlar. Sadece savaş esnasında Yahudi ve diğer azınlıkların yaşadıklarını değil, oraya giden yolu, zenginlerin, fakirlerin, sokaktaki insanın duruşunu, yavaş başlayan ama gelen faciayı hissettiren değişimi anlattığı için değerli.