24 Şubat 2013 Pazar

Oscar Ödülleri 2013 - En iyi Film

Bu gece Oscar ödülleri sahiplerini bulmadan değerlendirmemi, beğeni sırama göre yapayım;

Ang Lee ve Life of Pi (2012)
Bir fırtına sonucu okyanus ortasında batan bir gemiden sağ çıkabilen tek sandalı, bir delikanlıyla bir kaplanın paylaşması üzerine 2 saatlik bir film izleyeceğimi söyleseler, bunun ancak uçuk bir çizgi film olabileceğini düşünürdüm. Ama Ang Lee, yine yapacağını yaptı, tüm filmografisinde olduğu üzere bambaşka tarz bir eserle karşımıza çıktı, ve yine türünün en iyi örneklerinden birini verdi. Adaylar arasında kanımca en özgün ve kaliteli olanı.

Michael Haneke ve Amour (2012)
Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ile dönen bu filmin, Oscar Ödüllerinde hem en iyi yabancı film, hem de en iyi film dalında yarışması büyük bir sürpriz, tam elmayla armut kıyaslama durumu söz konusu. Haneke'nin her filmi gibi bu da müthiş bir eser, ancak beni diğer eserleri kadar sarsmadı. Bunun iki tane sebebi var; ilk olarak Haneke "Das Weisse Band" ile "EN" filmini yapmıştı, bundan daha iyi bir Haneke filmi düşünemiyorum, eğer onun yerinde olsam, üzerine bir şey eklemem mümkün olamayacağı için sinemayı bırakabilirdim. Bir de bu filmde işlediği iki tema, yaşlılık ve ölümcül hastalık, daha önce Andreas Dresen'in "Wolke 9" (2008) ve "Halt auf freier Strecke" (2011) filmlerinde oldukça güçlü ve vurucu şekilde işlenmişti.

David O. Russell ve Silver Linings Playbook (2012)
Aday filmler arasından çıkan en hoş sürpriz oldu. Ruhsal sorunları olan ve Bradley Cooper tarafından çok başarılı şekilde canlandırılan bir öğretmenin, bir süre kaldığı klinikten çıkarak eve dönmesiyle, hayata tekrardan adapte olma sürecini anlatan bu kıvamında komedi, karşısına yine ruhsal sorunlar yaşayan bir kadının (Jennifer Lawrence) çıkmasıyla sevimli bir romansa dönüşüyor.

Kathryn Bigelow ve Zero Dark Thirty (2012)
Bu listenin diplerinde bulunan "Argo"'ya olan tepkimin önemli bir kısmını etik açıdan filmi yargılamamdan kaynaklanıyordu. Ancak bu durum kötü oyunculuklar ve kötü yönetmenliklen de birleşiyordu. Bin Ladin'in yakalanış hikayesini anlatan Bigelow ise güçlü bir kadroyla oldukça sağlam bir film koyuyor ortaya. Amerikan tarafını (her ne kadar zaaflarını da gösterse) fedakar kahramanlar, karşı tarafı ise hamam böceği misali ezilesi, işkence edilesi caniler olarak tasvir etmesini ise bir kenara not etmek gerekir.
 
Steven Spielberg ve Lincoln (2012)
Gerçekten şaşırdım, ABD'nin en efsani liderlerinden biri Spielberg gibi klişelere meyleden bir yönetmen tarafından resmedilince, ortaya vıcık vıcık bir amerikan vatanperverlik bulamacı çıkar diye düşünmüştüm. Sinirlerimin sağlam olduğu bir dönemde izlemeye gayret ettiğim yapım, tersine sadece Lincoln'ün köleliğin kaldırılışı için verdiği mücadeleye, anaakım izleyicisini sıkma pahasına, odaklanıyor.

Benh Zeitlin ve Beasts of the Southern Wild (2012)
Bu film hakkında yorum yapmak oldukça zor. ABD sınırları içinde vahşi doğada bağımsız hayat süren bir grup insanın büyük sel felaketiyle varoluşlarının tehdit altında kalmalarını anlatan eserin çok özgün olduğu kesin, ancak filmin dağınık yapısı, izlenmesini biraz güçleştiriyor. Başrolündeki küçük kızın (en iyi kadın oyuncu adayı) performansı da filmin biraz önüne geçiyor.

Quentin Tarantino ve Django Unchained (2012)
Tarantino, bilindiği üzere sinema tarihine şiddeti estetize etmesiyle özgün bir imza attı. Bu imzanın günümüz gençliğine etkisinin etik tartışmalara yol açmasını bir yana bırakırsak, benim için önemli olan, filmleri şiddetten arındırıldığında geriye ne kaldığıdır. "Inglorious Basterds" (2009)'da kalan beni son derece tatmin ederken, "Django Unchained"'de kalan hayal kırıklığına uğrattı. Christoph Waltz ce DiCaprio'nun başarılı performansları da filmi kurtaramazken, Jamie Foxx'un canlandırdığı, özgürlüğüne yeni kavuşan kölenin sahip olduğu inanılması güç yüksek özgüven de hikayenin tutarlığına darbe vuruyor.

Ben Affleck ve Argo (2012)
Şu yazıda film hakkında son derece olumsuz olan tepkimi dile getirmiştim. Ödülü alması tam bir soytarılık olur.

Tom Hooper ve Les Misérables (2012)
Her yıl bu ödüllerden bahsederken, mutlaka bir filmi izlerken büyük acı çektiğimden bahsederim. Bu yıl "Les Misérables"'ı izlerken çektiğim acıyı ve hissettiğim sıkıntıyı tasvir etmem çok zor. Hugh Jackman ve Russell Crowe' müzikal söyletmek hangi aklıevvelin fikri idiyse tebrik ediyorum. Hemen hiçbir parlak anı olmayan bir müzikalın, zayıf müzikalitesi, amatör seslerle buluşmasıyla ortaya çıkan sonucun, yılın en iyi filmi ünvanına aday olması, "Argo"'yla birlikte bu yılki olağan Oscar skandalları. Hugo'nun "Sefiller"'ini okumamış olup okumayı da düşünmeyenler, bu hikayeyi 1998 yapımı usta yönetmen Bille August'un elinden çıkmış, ve başrolünde Liam Neeson'ın bulunduğu filmden dinlesinler.

Hiç yorum yok: